3 Nisan 2025 Perşembe

DECCAL İN ÇAĞI

Klasik kaynaklarda deccâl, “ahir zamanda ortaya çıkıp göstereceği harikulade olaylar sayesinde bazı insanları dalâlete sürükleyeceğine inanılan kişi” şeklinde tanımlanmıştır. (Sarıtoprak, İslam ve Diğer Dinlere Göre Deccâl, s. 20.) Meşhur bir nehrin adı olan dicle kelimesi de Deccâl ile aynı kökten gelmektedir.
Günümüzde ortaya çıkan fitnelere bakarak deccal çağının başladığını görmek gerek artık.
Sudan sebeplerle veyahut sebepsiz yere insanın insana yaptığı zulüm ancak büyük bir fitnecinin mamulu olmalı.
Hadislerin sahihliği konusunda emin olmamakla beraber çizilen resmi mitolojik bir varlığı andıran deccalin zannımca bir fikir, bir nesne veya bir devlet olma ihtimali daha ağır basmaktadır.
Bir delilik ikliminin her bir yanımızı kuşattığını sadece ben değil hepimiz hissediyoruz.
Gözünden ateşler fışkıran, kılıcı ile insanları bölen, fısıltıları ile imanımızı zayıflatan bir durum ve bir oluş var aslında.
Resmedilen deccali beklerken aslında tam da vazifesini yerine getiren bir deccaliyet durumu.
Dimağımızı zehirleyen her türlü fikre veya materyale deccal nazarı ile bakmalı ve Muhammedi bir duruş içinde olmalıyız.
Ali İmran 103.ayetinin işaret ettiği yerde durmalıyız.
"Hepiniz birden Allah'ın ipine yani Allah'ın kitabına sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünerek kitap bir yerde siz bir yerde olmayın. Allah'ın size verdiği nimetlerini hatırlayın. Siz birbirinize düşman iken, kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz."
Rabbim hepimizi vesvese veren şeytanın şerrinden ve kalplerimizdeki iman mührüne musallat olan deccalin fitnesinden muhafaza eylesin inşaAllah.

Allah a emanet olun.
Rabbimin esenliği üzerinize olsun.

Nâ devlet ....

Şimdi size çok çok uzaklardaki, belki de bizim zaman dilimimizde bile olmayan bir ülkeyi anlatacağım.
Bu ülke verimli toprakları ve mutlu insanları ile tanınırdı. Dil,din,ırk,düşünce,cinsiyet ayrımı nedir bilmezlerdi. Lâkin tek dertleri vardı ; Yönetenler. Sanki yıllardır devleti yönetme ve milletin refahını sağlama görevi verdikleri,kendi bağırlarından yetiştirdikleri evlatları amansız bir hastalığın pençesindeydi. Para ve güce tâmah. Çaresizlerdi çünkü cehalet sâf dimağlarını kemiren bir virüs gibi hızla yayılmaya başlamıştı. Paraya ve güce tapmaya başlayan devlet adamlarının gözü dönmüş, halkı kemirmeye başlayan cehaleti kendi menfaatlerine araç olarak kullanmaya başlamışlardı.
İlginç bir şekilde millet pür ü pâk olarak gördüklerini seçiyor meclise gönderiyor fakat o meclis dedikleri lanetli mekan nasıl bir yerse gönderdikleri evlatları değişiyor adeta şeytanlaşıyorlardı.
Hile, hurda, yalan ve talan bu güzide ülke insanları üzerinde terbiye edici bir hak olarak görülüyordu devlet adamları tarafından. Devlet kutsiyetinin bu kadar kirletileceği, bu denli şahsi menfaat teminine araç kılınacağı hiç kimsenin aklına gelmemişti.
İblisin Ademi reddiyesinin hemen akabinde insanları Allah ı anmaktan alıkoymakla ilgili iddiasının yeryüzündeki temsilcileri bin yıllık devlet geleneğinin altını oyuyorlardı.
Mağdurdular, masumdular, devleti yönetmenin ağır yükü altında ezildiklerini alem-i cihana hiç utanmadan haykırıyorlardı.
Ellerinde devletin gücü ve haşmetiyle iblisin her türlü hilesini milletin hizmetkarlığı maskesiyle bizzat millete karşı kullanmaktaydılar.
Millet ise bu taaruz karşısında şaşkın ve bitâp düşmüştü. Çünkü devleti eline geçiren iblisin çocukları paralı bir orduya sahipti. Yok. Askeri olarak değil. Bu orduya halk içindeki muhalifler fısıldayanlar diyordu.Ücret ve makam için bu köpekler halkın kulağına medya veya farklı sosyal kanallardan sürekli şöyle fısıldamaktaydı ; " Bu vatanperverler sizin geleceğiniz için yedi düvelle çarpışırken ve hatta düşman dış ülkeler durmaksızın kültürümüzü, dinimizi, sosyal hayatımızı zehirlerken sizin laf söylediğiniz siyasiler kefenleri cebinde çarpışıyorlar. Nankörlük etmeyin!"
Bir de en sık fısıldadıkları ikinci cümle ;" Bunlardan daha iyisi mi var Allah aşkına. Bari bunların astarını biliyorsunuz." İşte bu en çok söyledikleri aldatma cümlesi zannımca.
Halk kimi zaman bıkkınlıktan, kimi zaman çaresizlikten veya ülkenin düşman tarafından her an işgal edileceği korkutmasıyla gidiyor yine bu iblisin çocuklarını seçiyordu.
Öyle bir zaman geldi ki artık hiçbir şeyin önemi kalmadı. Tek dertleri yaşam mücadelesi olan bu millet. Evet tek dertleri yaşamak olan. Koyverdi gitti, oy verdi gitti. Artık düşünmek, konuşmak gibi lüks olarak gördüğü fiileri yapacak enerjisi kalmadı. Acil durum moduna geçild. Hayatta kalmak!
Eh işte arada tek tük çıkan çatlak seslerde devletin adalet kırbacıyla terbiye ediliyor ve kıvama getiriliyordu.
Buna dünden razı olan dünün sözde muhalifleri makul bir bedel karşılığında cehennemin kapılarını bağrından çıktıkları milletin üzerine kilitliyordu.
Yazmak nafile, konuşmak boş heves. Yaşamak mı işte en zoru bu olsa gerek.
Çok uzaklardaki ve hatta bizim zaman düzlemimizde bile olmayan bu ülkenin sâf milleti artık eksen kayması bile yaşamaya başladı. Bir yanda ahmaklar,cahiller ve deliler,bir yanda susmayı amentüsü yapan ve tek gayesi gemisini yürütmek olanlar ve diğer yanda iblisin kanserli fikriyatını bünyesine şifa olarak kabul eden nâ tamam devlet !!!